İdris Yavuz

Tarih: 15.12.2025 15:48

Türk töresinde kadının yeri

Facebook Twitter Linked-in

İnsan haklarının korunmasının, kadın ve erkek eşitliğinin tek yolu hukuktan geçtiği bilinmektedir. Bu nedenle kadın yalnız ev hizmetlerini gören, çocuğu doğuran bir varlık değildir. Hemen ifade edeyim ki, Türklerin medeniyet kültüründe ve tarihinde, ana ‘baş tacı’dır. 

Avrupa’da yayınlanan 1791 yılı ‘Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin’ 1. Maddesi’nde yer alan “Kadın özgür doğar ve erkeklerle hakları bakımından eşittir.” cümlesi yer almaktadır. 

Halide Edip ve arkadaşları tarafından 1908 yılında ‘Teal-i Nisvan Cemiyeti’, 1923 yılında kadınların sosyal, ekonomik, siyasi haklarının sağlanması maksadıyla ‘Kadınlar Halk Fırkası’, 1924 yılında Türk Kadınlar Birliği kurulmuştur. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, siyasal ve sosyal hakların öncelikle kadınlar ve tüm vatandaşlar tarafından özgür bir şekilde kullanılmasının gerekliliğine inanmış ve devrimlerinde bunlara öncelik ve önem vermiştir.

Birleşmiş Milletler 1975 yılını ‘Uluslararası Kadınlar Yılı’ olarak ilan etmiştir. 

Birleşmiş Milletler tarafından 1979’da kabul edilen ve 1981’de yürürlüğe giren ‘Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ 1980’de imzaya açılmış ve Türkiye tarafından da 1985’te onaylanmıştır.

1993 Yılı Viyana’da ‘Kadının İnsan Hakları’ kavramı ilk kez Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştır.

Türkiye’nin öncülüğünde hazırlanan ve kadın hakları alanında en kapsamlı sözleşmede ise;

“Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul Sözleşmesi, 2011 yılında İstanbul’da imzalanıp onaylanmış, 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

30 Nisan 2021 tarihli 31470 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’yla 1 Temmuz 2021 tarihi itibarıyla sona erdirilmiştir. 

Aslında Türk töresinde kadın kutsaldır. “Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz” sözünü bilmeyen var mıdır? Yine Türk geleneklerinde kadın bağda, bahçede, tarlada, evde, hülasa her yerde kocasının yanı başında ve onun yardımcısıdır. 

Büyük düşünürlerin, cesur komutanların, başarılı liderlerin, cihan hakimiyeti kuran hakanların yanında, ardında hep Türk kadını, Türk anası vardır. 

Cengiz Han, Sultan Alparslan, Fatih Sultan Mehmet Han, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim ve Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı, Mustafa Kemal Paşa gibi birçok devlet ve siyaset adamının başarı grafiğinde yürekli, inançlı Türk kadını vardır. 

“Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar” sözü “Vatan için savaşmazsan ak sütümü helal etmem“ diyen anaların hakkı tartışılmaz. 

İslamiyet ise, kadının hukukunu koruyan, erkekle eşit statüde tutan bir dindir. Bunun zıddını düşünmek yanlıştır ve bu dine yapılacak en büyük bir ihanettir. 

Peygamberimiz (S.A.V); “En hayırlı, en mükemmel insan; iyi ahlaklı ve kadınlara iyi davranandır” ve “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurmaktadır. 

Türk tarihinde ve İslam kültüründe kadın hakları ön planda yerini almaktadır. Bunu yozlaştıran Türk ve İslam tarihini bilmeyen, ya da kendi çıkarları için koz olarak kullanan fesat tohumlarıdır.

Peygamberimize (S.A.V); “En çok kime iyilik ve ikramda bulunalım?” diye sorunca, cevaben; üç kez “ana” diye tekrarlayarak sonra da “baba” diye cevap vermiştir. (Selamet Mec. Haz. 1962)

Türk töresinde ve İslam kültüründe, kadın hak ve hukukunun aslı budur. Bunun tersini düşünmek insana ve insanlığa ihanettir. 

 

Kaynak; Akyılmaz, Kadın, s. 90; Çakır, s. 60; Şefika Kurnaz, Yenileşme Sürecinde Türk Kadını 1839- 1923, Ötüken Neşriyat, Ankara, 2015, s. 85-86.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-F0G61HQYBB