Milletimizin ve devletimizin övünç, kuvvet, ümit ve arzu kaynağı olan gençler nasıl yetiştirilmelidir?
Her sahada, ülkesinin ve milletinin kalkınmasında ve yükselmesinde lokomotif vazife görecek ideal nesiller hangi vasıflara sahip olmalıdır?
İdeal bir neslin yetişmesinde ideal bir eğitim proğramı şart ve elzemdir.
Milletin, varlık sebebi ve hayat gayesi olan değerlerin ilelebet yaşatılabilmesi için , bu kıymetlerin varisi olmakla beraber onlara hayatiyet kazandıracak, çağlara taşıyacak olan neslin vasıfları çok mühimdir.
Zira mücevherin kıymetini sarraf , cevherin kıymetini madenci bilir. Neyin kime emanet edileceğinin planlaması mutlaka önceden yapılmalıdır.
İnsanlık tarihinden çıkarabileceğimiz en esaslı ders; bir millet için en büyük zenginliği ne yeraltı ne de yerüstü zenginliğidir. Bir milletin en büyük zenginliği , hem maddi hem manevi yönleriyle çok iyi yetişmiş insan kaynağının en büyük zenginlik olduğu gerçeğidir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası nerdeyse bütünüyle harabe haline gelen Almanya ve Japonya’nın kısa sürede tekrar büyük güç haline gelebilmesi elbette ki bu iyi yetişmiş insan kaynağının eseridir. Bugün ister gelişmiş, ister gelişmemiş ülkelerin eğitim durumlarına bir göz atacak olursak gelişmişliklerinin, aldıkları eğitimin boyutları, nitelik ve niceliği ile doğru orantılı olduğunu görürüz.
Öyleyse eğitim, bireyin gelişmesinin ve toplumun kalkınmasının olmazsa olmaz temel esasıdır. Yaşadığımız dünyada toplumların varlıklarını sürdürebilmeleri, kalkınabilmeleri , ancak vatana hizmeti bir iman ve ibadet ölçüsünde aziz bilen eğitimli insanlarla gerçekleşebileceğine göre; eğitim, toplumlar için bir ölüm kalım davasından kurtuluşa açılan tek çıkar yoldur. Bu yüzden eğitim insanın ve toplumun geleceğine yapılan en önemli yatırım olarak görülmektedir.
Yukarıdaki gerçeklerden hareketle, Türkiye’miz bugün gelişmiş ülkeler kategorisinde yer almadığına göre , bunun sebebi olarak şimdiye kadar yürürlükte olan eğitim anlayışımızdaki ve sistemimizdeki bir kısım eksikliklerin, aksaklıkların ,yanlışlıkların olduğunu rahatlıkla rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki, nedir bu aksaklıklar, eksiklikler veya yanlışlıklar? Bu sorunun cevabını bulması için, eğitim tarihimize, eğitim amaçlarımıza , eğitim anlayış ve modelimizi masaya yatırmamız gerekmektedir.
Nesillerimizin yetenekleri açığa çıkarmayan, onların kabiliyetlerini baskılayan ve törpüleyen, gençliğimizin kendisini bulmasını sağlamaktan yoksun, amaç ve hedefleri ideal bir şekilde belirlenmemiş, çerçevesi net bir şekilde çizilmemiş bir tahsil ve terbiyenin özlenen ve beklenen nesli yetişmeyeceğini inancım tamdır. Mevcut Türk milli eğitim sistemi de bu fotoğrafın içinde yer almaktadır.
Bilgi , kültür ve kabiliyetlerin, mili kimliğin ve şahsiyet hasletlerinin kazandırılacağı, ideallerin aşılanacağı , ahlaki değerlerin nesillerin ruhuna bir kanevçe gibi işleneceği eğitim-öğretim sisteminin, kurumlarının ve faaliyetlerinin niteliği veya niteliksizliği nesillerin fikrî , ruhî , manevî ve sosyo - kültürel bünyesinin oluşum ve teşekkülünde birinci dereceden önemlidir.
Ecdadına taç, milletine baş olacak dört başı mamur nesillerin yetişmesinde eğitim ve terbiyenin hayati önemi vardır. Eğitimin konuları, misyonu , hedefleri ve metodolojisi milli hedeflere yönelik olmazsa, milli kültürü , milli tasavvuru esas almazsa milli değil küresel bir insan tipi üretir. Millilik, öncelikle farklılık, orjinallik, kendine özgülük demektir. EİĞİTİMDE, HERKESE BENZEYEN DEĞİL, KENDİ MİLLETİNE BENZEYEN İNSAN TİPİ GAYE OLMALIDIR.
Aksi takdirde geleceğimizin ümidi ve teminatı olacak ideal nesil; ne M. Âkif’in ‘Asım’ın nesli ‘ne Sezai Karakoçun ‘ Diriliş nesli ‘ ne Necip Fazılın’ ‘ Büyük Doğu gençliği ‘ ne Nurettin Topçu’nun ‘ İsyan Ahlaklı nesli ‘ ne Dündar Taşerin ‘Ülkücü nesli ‘ne de Muhsin Başkanın ‘Alperen Gençliği ‘ yetiştirilebilir.
Eğitim, kültürün aktarımında bir araçtır, kültürden izler taşır; çünkü kültürden etkilenir. Eğitimin kültürü etkileyen yönü de unutulmamalıdır.
Nesillerimize sağlam bir hayat görüşü vermeliyiz. Nitelikli bir eğitim sisteminde aklın ve kalbin aynı yönde işlemesi gerekir. Akıl ve kalbi birbirinden koparan bir eğitim sistemi, sadece buhran ve sıkıntıların kaynağı olacaktır. Kitap ve Sünnet temelli; akıl ve bilimin ışığını esas alan bir sitem ve eğitim modeli oluşturamadığımız müddetçe, referans olarak aldığımız başka kültürlerin etkisi altında kalacağımız muhakkaktır.
Unutmayalım ki; medeniyetin özünü kuşatan zihniyet değişikliği, kendi değerlerini ve kimliğini inkarla aynı şeydir. Batı medeniyetine ve onun ürettiği değer yargılarına bağlı kalarak Müslüman Türk olarak hayatımızı devam ettirmemiz mümkün değildir! Hedef Batının kimlik değerleri değil, ilim ve fende takip ettikleri metodlar olmalıdır.