Bir toplumun millet olabilmesindeki en büyük etken hiç şüphesiz milli kültürdür. Milli kültürün neden bu kadar önemli olmasını devlet olma bilincine bağlayabiliriz. Devleti devlet , milleti millet yapan da aslında milli kültürdür. Milli kültüre sahip olan milletler tarih boyunca bütün zorluklara göğüs germeyi başarmış aynı zamanda hürriyet ve bağımsızlığını elinde tutabilmiştir.
Milli Kültür ve Milli Şuur Neden Önemlidir?
Bizim Türk Milleti olarak yapmamız gereken faaliyetlerden biri de gençliğimize milli kültürü aşılamak , yaymak ve milli şuuru güçlendirmektir. Çünkü milli kültürün ve milli şuurun hâkim olmadığı toplumlarda, onun yerini kabile şuuru ve kabile gelenekleri alır ki, bu milli birlik ve beraberliğimiz için çok tehlikelidir , düşmanlarımızın bizi birbirimize düşürmeleri yolunda uygun ortam oluşturur. Sağlam bir eğitimle bütün nesillerimize Milli kültür değerleri kavratılmalı ve büyük bir millete mensup olma şuuru verilmelidir.
Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve millî düşünceleri tam bir imanla her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârane savunma zorunluğu aşılanmalıdır. Yeni neslin bütün ruhsal kuvvetlerine bu özellik ve kabiliyetin zerki mühimdir. Yeni kuşağın taşıyacağı manevî özellikler yanında kuvvetli bir fazilet aşkı ve kuvvetli bir intizam ve inzibat fikrinden de bahsetmek zaruretindeyim diyen M. Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi nesillerimize , milli kültürün ve milli şuurun önemi kavratılmalıdır.
Hâlbuki bugün milli şuur ve kültür eğitimi verilmediğinden gençliğimiz beynelmilelci bir anlayışa sürüklenmektedir. Hatta her Türk boyu kendine has olan, Türk tarihinin küçük varyantlarını fertlerine ve toplumlarına benimseterek bunu milli kültürün yerine koymuş ve kendini Türk milletinden farklı bir etnik grup olarak görmek hatasına dahi düşmektedir.
Maalesef kendini aydın zanneden , milli şuurdan ve milli kültür bilgisinden bile mahrum bazı yazar-çizerler bile bu küçük ayrıntıları etnik bir kültür farkı zannetmişler ve farkında olmadan düşmanlara, bölücülere dayanak teşkil edecek sözler sarf etmişlerdir.
Bakü’den, Taşkent’e, Horasan’dan Kırım’a , Bosna’dan Almatı’ya uzanan coğrafyada varlığını sürdüren fert;
Van’dan, Diyarbakır’dan Trakya’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yurdumuzun her köşesindeki memleket evlatları “hep aynı milli cevherin damarları”dır.
Tarih potasında kaynaşmış, birlikte sevinip ağlamış insanları ırk veya mezhep kavgalarını körükleyerek birbirine düşürmek ihanettir. Türkiye’de “Türkiye halkları” değil, bir Milet vardır. Adı da Türk milletidir.
Büyük Önder Atatürk’e göre “Millet, aynı kültürden insanların oluşturduğu toplumdur”. Demek ki, “milli kültür”, bir milleti ayakta tutan unsurların en önemlisidir. Çünkü, milli kültür oluştuğunda ortaya millet çıkar. Millet ise mutlaka bir devlet oluşturur. Dünya tarihine baktığımızda, milli kültüre sahip olmanın önemi daha iyi anlaşılır. Tarihe gözatıldığında, milli kültüre sahip milletlerin her türlü zorluğa karşı varlıklarını korudukları görülecektir. İkinci Dünya Savaşı’ndan enkaz halinde çıkmalarına rağmen kısa sürede önemli birer güç haline gelen Almanya ve Japonya bunun en güzel örneğidir. Aynı şekilde, İstiklal Savaşı’nda Türklere yeni zaferler kazandıran Türk milli kültürünün sağlamlığıdır.
Milli kültür ve milli şuur , milli ve manevi değerlerin, örf , adet ve geleneklerin öğretildiği eğitim kurumlarında oluşmaya başlar. Eğitim kurumlarında, milli ve manevi ve kültürel değerleri öğrenen gençler ise bu değerlere sahip çıktıkları ölçüde devleti, milli birliği ve beraberliği güçlendirirler. Ortak bir kültür oluşturan ve gençlerimizi müşterek değerlerinde buluşturan eğitimin milli birlik ve beraberlik açısından önemi açıkça ortadır. Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve herşeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etme bilinci aşılanmalıdır. Fakat küreselleşen dünyanın etkileriyle sarsılan ülkemizde , özellikle genç kuşakların milli bilinçten uzaklaşmalarına tanık olmak geleceğimiz için kaygılanmamıza neden olmaktadır.
Milli şuur, kişilerin mensubu oldukları milletin kültür, toplum, tarih, ahlâk… gibi değerlerini hakkıyla benimsemeleri; birey – devlet ilişkisini kavrayarak kendilerini devletlerine daha yararlı hâle getirebilmek için çaba göstermeleri; tarihsel süreçlerin birikimiyle günümüze kadar süregelen değerlerin bilincinde olup, bunları gelecek kuşaklara aktarmaları ve bu çabaların sonucu olarak hem kendi refahlarını sağlamaları hem de devletlerini çağdaş ve uygar devletler seviyesine ulaştırmalarıdır. Milli bilince sahip olmak, kendinde olmak, özünü tanımaktır. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı, bu günlere nasıl geldiğimizi ve gelecek kuşaklar için neler yapmamız gerektiğinin farkında olmaktır.
Günümüzde özellikle gençlerin, tarihinden, kültüründen ve milliyetinden yavaş yavaş koptuğunu görüyoruz. Yaşadığı devletin cumhurbaşkanının adını bilmeyen, Malazgirt Savaşı’nın önemini kavrayamayan, Çanakkale’de atalarımızı şehit eden onlarca milletten düşmanlarını tanımayan; Türk milletinin tarihi serüvenini ele alan tarihinden ,edebiyatından, şiirinden, musikisinden, marşlarından , destanlarından... habersiz milyonlarca genç var Türkiye‘de. Bunu söylemek çok acı; ama her gün milliyetinden , Cumhuriyetin değerlerinden biraz daha kopan gençlerin varlığına tanık oldukça, artık onları titreyip kendilerine döndürecek bir şeylerin yapılması gerektiğine daha fazla inanıyorum. Dünya küreselleşmenin etkisiyle büyük bir hızla değişirken ve dört yanımızda düşmanlar bize diş bilerken, Türklüğün ve Türk Devleti’nin devamını sağlayacak olan genç kuşaklara milli şuurun öneminin kavratılmaması büyük bir eksiklik olacaktır.


