Bu grup kuşkusuz bölgede asırlardır varlığını sürdürecek olan Türkmenlerdi.
Ortadoğu bölgesi sınırları bir grup Batılı tarafından belirlenirken bölgede olan akrabalık ve kültürel birlik alanlarının gözetilmediği aşikardır. Çünkü batılı devletler dünyadaki petrol rezervlerine önemli oranda sahip olan bu topraklar üzerinde kendi menfaatleri doğrultusunda planlar yapmakta (bknz: Sykes-Picot) [3], haritalar çizmekte idi. Nitekim, bölge ülkelerinin sınırlarının çizimi ve sınırları belirleyen Batı devletlerinin (bahusus İngiltere) bölge içerisinde kurdukları yeni ülke sınırları içerisinde (bknz: 1920 San Remo Konferansı) desteklediği kişilerin incelenmesi bu yorumun en açık göstergelerinden biridir. Örneğin; İngiliz-Fransa arasında İngilizlerin Fransızlara bir tampon olması niyetiyle (Şerif Hüseyin’in oğlu) Abdullah’a Ürdün Çöl Emirliği’nin kurdurulması ve Şii nüfusun hakim olduğu Irak’ta Sünni olan (Şerif Hüseyin’in oğlu) Faysal’ın krallığa getirilmesi gibi. İşbu eğilimler; Batı kanadı tarafından ülkelerdeki yönetim mekanizması ile halkın irtibatı noktası üzerinde ne denli durulduğuna da işaret etmektedir. Ortak kültürleri, tarihi arka planı, mezhebi faktörleri adeta geri planda bırakan suni oluşum devletler, bu bilgiler ışığında daha iyi analiz edilebilir. Çünkü görülmektedir ki esas mesele Ortadoğu Bölgesi’ne istikrarın hakim olması değil bölgede Batı çıkarlarını hakim kılmak idi. Peki, tüm bunlar olurken sizce konumuz olan Türkmenler bu devletlerin kuruluşunda hangi yetkileri ellerinde buldular?
Türkmenlere Osmanlı Devleti’nin dağılması sonucu aşama aşama oluşan suni devletlerin – özellikle Suriye ve Irak coğrafyasında nüfuz sahibi olmalarına rağmen- kurucu unsurları arasında yer verilmemişti. Hatta söz konusu yapay devletler içerisinde kalan Türkmenlerin özlük haklarından bile bahsedilmediği görülmektedir.
Mesela ,Suriye’nin 1946 tarihinde bağımsızlık kazanması sürecine gidildiğinde; Suriye Türkmenlerinin -eski beynelminel konferanslarda olduğu gibi- yok sayıldığı, kurucu unsur veya azınlık gibi bir hukuki statü kazanamadığı gerçeği ile karşılaşılır. Halbuki Türkmenlerin bu bölgede kalıcı olduğu tarihi bir gerçekliktir. Nizamülmülk’ün şöhret bulmuş eseri olan Siyasetname de dahil Türkmenlerin haklarından dolayısıyla varlığından bahsedilmektedir. Lakin 20. yüzyılda kurulan suni ülkelerde bu tarihi gerçekliğin üzerinde durulmamıştı. Bu ise özelde Türkmenlerin, genel çerçevede ise bölge halkını ve nihayetinde ilk medeniyetlerin doğmuş olduğu bu toprakları savaşın merkezi haline getirecekti. Fakat henüz birkaç asır önce Ortadoğu, gerek farklı etnik kökenden gerek farklı mezhepten insanların bir arada yaşadığı bir medeniyet havzasıydı. Binbir Gece Masalları ile masumiyetin simgesi halinden; korku imparatorluğuna dönüşmesi de etnik ve mezhebi faktörlerin göz ardı edilmesindendir. Bu yazı dizimin nüvesini oluşturan Türkmenler ise göz ardı edilen grupların başında gelmiştir. Buna rağmen Türkmenler halihazırda suni olarak oluşturulan bu devletlerin içerisinde çeşitli organizasyonlar adı altında siyasi, sosyokültürel faaliyetlerine devam etmektedirler. (Türkiye’nin desteğiyle kurulan Irak’ta Irak Türkmen Cephesi, Suriye’de Suriye Türkmenleri Meclisi). Peki, Ortadoğu coğrafyası içerisinde Türkmenler hangi ülkelerde varlıklarını sürdürmektedirler?
Filhakika, Ortadoğu Bölgesi’nin birçok havzasında Türkmenleri görmek mümkündür. Çoğunlukla yaşadıkları yerlere bakacak olur isek; Irak’ta -asgari- 2 - 2,5 milyon , Suriye’de 3,5 milyon ( 2 milyonu Türkçe konuşmayı unutmuş), Lübnan’da 50 binin üzerinde, Filistin’de 30 bin, Ürdün’de ise yaklaşık 50 bin Türkmen yaşadığı güncel bilgiler arasındadır.
Görüldüğü üzere nüfusları oldukça fazla olan Türkmenlerin bölgede salt etnik köken olarak düşünülmesi yanlış bir değerlendirme olacaktır. Bölgedeki tarihin, birikimin, kültürün korunması ve tanıtılmasıyla hem bölge açısından hem de küresel açıdan daha çok gündeme gelmesi gereken etnik bir gruptur. Dünya ülkeleri açısından medeniyetlerin kurulduğu coğrafyada güvenliğin ve barışın sağlanması; Türkiye zaviyesinden ise Türkmenler ile olan tarihi bağların yanı sıra; Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanması açısından önemli bir gerekliliktir. Bu güvenliğin sağlanmasının ana omurgasını oluşturacak stratejilerden biri de şüphesiz Türkmenler ile kurulacak bağların daha da kuvvetlenmesinden geçmektedir. Bununla beraber Türkmenler ile ilgili yapılan araştırmaların, haberlerin daha da artırılarak Türk kamuoyunun gündemini daha çok meşgul etmesi gerekmektedir.

