SONUÇ
Suriye Türkleri, 1918 mütarekesi sonrası maalesef kaderlerine terk edilmiştir. Türkmenlerin başta Türkiye olmak üzere Türk dünyası ile bağlantısı kesilmiştir. Bu noktada hiç kimse masum değildir. Ne devletin merkezini teşkil eden İstanbul bu coğrafyada yaşayan Türkmenlere özel bir çalışma yapmış ne de devletin idaresini omzuna almış Ankara gerekli ve yeterli önemi vermiştir. Zira Türkiye ve Orta Asya Türk devletlerinin Suriye Türkmenleri üzerinde hissedilebilir hiçbir varlığı modern Suriye tarihi boyunca olmamıştır. Suriye’de yaşayan Türkler de bu taksiratın diğer tarafını temsil etmektedirler. Suriye Türkmenlerinin de ne Suriye içinde bir teşebbüse girmişler ne de Türkiye ve Türk dünyası ile siyasi, sosyal ve kültürel ilişki kurmaya girişmişlerdir. Bu bahsi geçen hususta, Atatürk döneminde Hatay ve Halep önem arz etmiş olsa da genel itibarıyla yapılan antlaşmalar neticesinde bu coğrafyada yaşayan Türkmenlerin geleceği hakkında ya da hakları noktasında bir güvence alınmamış ve antlaşma yapılmamıştır. Bu bağlamda Suriye Türklerinin kendilerini koruyucu veya toplayıcı bir mekanizma yaratılmamıştır. Üzülerek ifade ederiz ki kendi tebaasının ve vatandaşının haklarını Türk Devleti koruyamamıştır.
Bu durumu ve sıkıntıyı, Halep Türkmenleri aksakallısı Ali Sulo Cevizci, manidar bir cümle ile şöyle ifade etmiştir: “ Türk Devleti, bin yıl önce ölen Süleyman Şah için bir uluslararası antlaşma yaparken, Suriye üzerinde yaşayan onca Türkmen için bir antlaşma yapmamıştır”. Ayrıca Süleymaniye Tekkesi (Külliyesi) Osmanlı Hanedanın Vakfına alınırken onlarca köy ve arazisi rejim eli ile Türkiye vatandaşı olan kişilerin elinden çıkarılmasına bile ses çıkartmamıştır. Türk askerisinin Suriye bölgesinden çekilmesinden sonra Fransız mandası, Türklerden öç almak için savunmasız ve masum Suriye Türklerine yönelik topyekun savaş bir yürütmüştür. Fransız mandasından sonra gelen iktidarlar da aynı şekilde Türklere yönelik acımasız olmuş ve Suriye’de 1200 yıllık Türk varlığını bitirmek , ilk gündemleri olmuştur. Ancak devletin ve toplumun her kademesine hakim olan Türkler kolay kolay bitmemiş ve direniş gösterebilmiştir. Suriye Türklerinin siyasi faaliyet yapmasına engel olunmuş, parti kurma bir kenara, Türkmenleri mevcut partilere almama ve üyesi oldukları partilerden de uzaklaştırmaya gidilmiştir. Aynı durum askeriyede de söz konusu olmuştur. Türkler savaşçı bir millet olmalarına rağmen askeriyeye alınmamış ve var olanlar da askeriyeden uzaklaştırmaya çalışılmıştır. Bu savaş; sanat, ziraat, ticaret ve sanayide de geçerlidir. Bu ahval ve şeraitte Suriye Türkleri topyekun bir savaşa maruz kalmış , ne örgütlenmelerine ne de siyasallaşmalarına izin verilmiştir. Bin yıllık ticaret, siyaset , idare ve asker erbabı olan Türkmenler, Suriye toplumundan ve güç merkezlerinden uzaklaştırılmış, zayıflatılmış ve dağıtılmıştır. Türkmenlerin Suriye Devleti nezdinde sürekli Sünnilik içerisinde görülüp hiçbir zaman bir topluluk olarak kabul edilmemiştirler. Bunun yeğane sebebi Türk kimliğini , çarlığını ve kültürünü yok saymaktır, onları mezhep potasında ettirip asimile etmektir. Kısaca 1200 yıllık Türk izlerini Suriye’den silmektir.
Modern Suriye tarihi boyunca Türkmenler, iç dengelemede her zaman bir tehdit olarak algılanmışlar, sürekli baskı ve tehdit altında kalmışlardır. 1963 sosyalist darbeden sonra sistematik bir baskı ve caydırma politikası ile Türkmenler devletten ve toplumdan tecrit edilmişlerdir. Ne bir dernek, vakıf ne bir parti, kulüp ne de herhangi bir çatı altında toplanmalarına müsaade edilmiştir. Bu politika üzerine Batı-Doğu bloğu kavgası tarafları olan Türkiye ve Suriye’nin sürtüşmesinden en çok zararı Türkmenler görmüştür. Bu baskı ve zulüm altında 2000’li yıllara gelindi. Baba Esat öldükten sonra yönetime oğul Esat geldi. Oğul Esat, Ak Parti hükümeti ile yakın ilişki kuruldu ve bu sıcak ilişki pozitif olarak Türkmenlere yansımıştır. Lakin bu yakınlaşma Türkmenlere hiçbir zaman yasal bir boyut kazandırmamıştır. Hiçbir kolaylık ve yasal bir düzenleme Türkmenler için söz konusu olmamıştır. Bu şartlar ve koşullar altında Türkmenler herhangi bir sivil ya da siyasal örgütlenmeye gidememişlerdir, daha doğrusu öyle bir imkan oluşmamıştır. Daha da vahimi Türkiye Türkmenler adına böyle bir talep de bulunmamıştır. Bu şartlar altında Suriye Türkmenleri 2010 yılında patlak veren Arap Baharına girdi.
Suriye Türkmenleri ne Suriye’deki oranları ne de sahada verdikleri kahramanlık ve fedakarlık nispetince muhalefet nezdinde temsil hakkı elde etmişlerdir. Bunun iki sebebi bulunmaktadır. Birinci sebep Suriye Türkmenlerinin siyasi muhalefete çok geç başlaması ve siyasi oyuna çok geç dahil olmalarıdır. Bu durumun Arap Baharı öncesi siyasallaşma şansı bulmadığı ve Arap Baharı sonrasında da Türkmenlerin Suriye içinde yaptıkları gösterilerde, Türkmenler adına , Türkmen kimliği adına çıkmamaları Türkmen siyasi muhalefetinin elini zayıflatmıştır. Suriye muhalefeti Türkiye’de ilk denemelerini yaparken de Türkmen kanadından kimse görüşmelere davet edilmedi. Bu duruma ne Türkiye ne de Suriyede başgösteren halk ayaklanmasını destekleyen ülkeler müdahale etmiştir. Dolayısıyla Suriye’nin geleceği adına kurulan ilk yapılar içinde Türkmenlerin yer almaması ileriki zamanlarda Türkmenlerin çok zararına olmuştur. Böylece muhalif hareketlerin başlangıcından günümüze kadar Türkmenler, yeterli düzeyde ve hak ettikleri kadar kurulan yapılar içinde temsil edilemediler. Dünyanın ve muhalefetin, Türkmenleri görmezlikten geldiği ve hiçe saydığı politikalar ise hala devam etmektedir. Türkmen varlığını kabul etmeyen muhalefet, yaptığı tüm açıklamalarda, sayıları Türkmenlerin verdiği şehitler kadar çıkmayan grupları zikrediyor, ancak Türkmenleri zikretmiyordu. Varlığını kabul etmedikleri Türkmenleri yaptıkları toplantılara çağırmıyorlardı. Türkmenler zor bela
edindikleri bilgiler ışığında Türkiye’de yapılan toplantılara gidiyorlar, kapılardan kovulma pahasına toplantılara katılamaya çalışıyorlardı. Zaten Türkiye dışında yapılan toplantılara katılma imkanları hiç yoktu. Saatlerce kapı önlerinde bekleyen Türkmen aktivistleri bazı zamanlarda kapıdan içeri alınıyorlar ama toplantı salonuna alınmıyorlardı. Çoğu zaman kapıdan geri çevriliyorlardı. Birkaç muhalifin desteği ve yardımı unutulmaz ancak Baas terbiyesinde yetişmiş siyasal muhalif zihniyet, bir Türk varlığını ve gücünü aralarında görmek istemiyorlardı. Bu zor şartlar altında Türkmenler muhalefet kapılarını çalmaya devam ettiler. Sahadan, Türkiye ve yabancı ülkelerden, muhalefeti genişletme baskıları netice verdi ve muhalefeti
genişletme kararı verildi. Böylece Türkmenler de Suriye muhalefetinin bir zamanlar en üst çatısı olan Suriye Ulusal Konseyi’ne katılma şansı buldu. İlk genişletmede 20 kişi olarak kabul edilmiş fakat zamanla Türkmen temsilci sayısını 16’ya düşürmüşlerdir. Doha’da genişletilmiş Suriye Ulusal Meclis (SUK) toplantısında Türkmenler, 16 kişi ile genel kurula girmiş , iki kişi de genel sekreterliğe seçilmiştir. Aynı günlerde muhalefet başka bir oluşuma gidiyordu. Bu yeni oluşum SUK’un işlevini bitirecekti. Suriye Ulusal Konseyi geç kalan genişleme yüzünden işlevini kaybedince yerine daha kapsayıcı ABD ve Arabistan destekli Riyat Seyif’in bir projesi olan “ Suriye Ulusal Muhalifler ve Devrimci
Güçler Koalisyonu” Doha’da kurulmuştur. Bu koalisyona Türkmenler davet edilmemiş, kuruluş aşamasında da Türkmenlere yer verilmememiştir. Ancak Katar’ın başkenti Doha’da yapılan kuruluş toplantısına, Doha’da bulunan Türkmen heyetlerinin ve Türkiye’nin de müdahalesi ile bu yeni oluşuma Türkmen oluşumu adı altında 3 kişi alınmıştır.
Suriye Türkmenlerinin siyasallaşmasının geç olmasından dolayı, Türkmen siyasetinde büyük bir boşluk mevcuttu. Bu boşluğu doldurmayan Türkmen büyükleri, Türkmen siyaseti adına en büyük hatayı işlemişlerdir. Bu boşluğu görüp de boş kalmasına razı gelmeyen gençlerle, Türkmen siyaseti oluşmuştur. Bu gençlerin teşkilat bilgisi, siyaset geçmişlerinin olmaması ve yaşlarının da küçük olması sorunların başında gelmektedir.
Bu işi göğüsleyen gençler, geleceklerini bir milletin geleceği için takdire şâyân bir şekilde feda etmişlerdir. Kimsenin olmadığı yerde, ateşten gömlek giyen gençlerin, Türkmen siyaseti dışında bırakılması Suriye Türkmenleri için en büyük kayıp olacaktır. Suriyede baş gösteren olayların havasında, işe başlayanlar ve başarıya ulaştıranlar ortadan kaldırılarak yerine fırsatçıların gelmesi büyük bir hata olacaktır. Çünkü bu fırsatçılar bütün kazanımları kendilerine mal etmeye çalışacaklardır. Suriye Türkmenlerini böyle bir tehlike beklemektedir. Her şey yerli yerinde iken saklananlar ve uzak duranlar, ayaklananlara bu işten vazgeçmeleri için baskı yapıyorlardı. Devran dönüp de rejimin yıkılması kesinleşmeye başlayınca , sahte kahramanlar çoğalmaya başladı. Bu gelişmeler ışığında da zor günde mücadele veren gerçek kahramanlar göz ardı ediliyor. Bu insanların yerlerini de fırsatçı, eski konumlarını devam ettirmek ve Suriye Türklerine sağlanacak imtiyazları ellerine geçirmek isteyen sahte kahramanlar aldı. Lakin bazı fırsat ve imkanlardan dolayı ön plana çıkmamış, muhtelif nedenlerden dolayı kendini gösteremeyen ve zamanla tanınan gerçek kahramanları Türkmen siyaseti dışında tutmak doğru bir tutum olmayacaktır. Dolayısıyla şartlar gereği geride kalan ya da Suriye kamuoyunca tanınmayan genç kahramanlarla fırsatçıları ayrıt edip, dengeyi korumak şarttır. Aksi takdirde oluşturulan veya oluşturulacak kadrolara, mücadelenin gerçek kahramanları olan ehil, aklı başında, işi bilen ve siyasi tecrübesi olanlar dahil edilmeyip, küstürülürse Türkmen siyasetine büyük bir kötülük edilmiş olunacaktır. Bu noktada hakiki kahramanlar bu ince dengeyi iyi hesap edip buna göre de kadroyu genişleterek zaman kaybetmeden tamamlamaları icap etmektedir. Türkmen siyasetini bekleyen diğer bir tehdit ise davanın önüne şahısların geçmesidir. Olaylara yaklaşımın, şahıslar üzerinden yapılması, güvenin kaybolması ve suçlamaların davanın ötesine geçip şahıs kavgasına indirgenmesidir. Bu durum diğer bir büyük tehlikedir. Bu tehlikelere ilaveten Suriye Türklerine has bölgesel bir ayrımdan kaynaklanan bölgecilik tehlikesidir. Coğrafik bütünlüğü olmayan Türkmenler bölgelere ayrışırlar. Bu ayrışmadan dolayı bazı taraflar arasında bölgecilik kavgasının çıkması Türkmen davasına zarar verecek unsurlardan birisidir. Aklı selim bölge temsilcileri arsında Türkiye’nin de katkılarıyla alınması gereken tedbirleri erken almalılar ve bu tehdidi ortadan kaldırmalılar ki yeni Suriye’nin geleceğinde Türkmenler Suriye yönetiminde hak ettikleri payı alarak 1200 yıllık Türkmen varlığını devam ettirsinler.
Her defasında söyledim yine söylüyorum ; Türkiye Türkmen temalı bir Türkiye Ortadoğu siyaseti belirlemeli , sahaya sürmeli ve Türkmen kimliğine sahip çıkmalıdır. Bu Türkiye’nin boynunun borcudur, Sadece Suriye Türkmenlerinin değil tüm Ortadoğu Türklerinin Türkiye topraklarının her karışında Hakları ve hukukları vardır. Ortadoğu Türkmenlerinin Antalyalı, İstanbullu , Ankaralı , Kayserili , Vanlı ,Hakkarili hiçbir vatandaşımızdan farkı yoktur. Türk devleti ve Türk Milleti şunu bilmeli ki cetvelle çizilen sınırlar belirlenirken , onlar burada kalabilir , biz de orada kalabilirdik. Bizimle onlar arasındaki hakikat, bir ayrışma değil zorla ayırma ve birbirimizden koparılma gerçeğidir. Bu empatiyi yapmaya mecbur ve mahkumuz.


