Hüseyin Döngel

Tarih: 24.03.2021 09:46

Muhsin Yazıcıoğlunu Anlamak ve Anmak

Facebook Twitter Linked-in

Muhsin Başkanı 1990’lı yılların ortalarında tanımıştım. Bu tanışıklığımız şehadetiyle nihayet buldu.  O, Ülkücü - Alperen gençliğin yani “melali tanıyan” bir neslin,  çilekeş, mazlum ve mağdur bir kesimin lideriydi. 

Muhsin Başkan ,Türkiye’ye ve Türk milletine sevdalıydı; Onun, Türklükle ilgili hayalleri, mutlu, müreffeh, kendi içinde barışık bir Türk milleti  oluşturma ideali vardı. Onun Türk- İslam dünyasının birliği çerçevesinde ‘ yeni bir medeniyet’ tasavvuru vardı.
Şatların zorluğunu biliyordu; ama zor oyunu bozar, diyerek şartların zorluğuna , karşı karşıya olduğu tehditlerin, tehlikelerin büyüklüğüne aldırmadan inançları ve ülküleri doğrultusunda tavizsiz bir şekilde mücadelesini sürdürdü..  
Muhsin başkan bir siyaset adamından ziyade bir dava ve gönül adamıydı. O Anadolu insanının devlet kapısında, adam yerine konmasının mücadelesini veren,  Anadolunun bağrına düşen hormonsuz bir tohumdu. Gücünü milletten aldı umudunu millete bağladı. Türktü, Türkçüydü ve muttaki bir müslümandı. Hakka olan tevekkül ve teslimiyeti son derece yüksekti, Peygamber aşığıydı. O, devletin Anadolu insanına uzanan eliydi.
Muhsin Başkan, jakoben, buyurgan bir devlet anlayışının tam karşısında durdu. O hadim, millete hizmet eden bir devlet anlayışının savunucusuydu. Muhsin Yazıcıoğlu ömrünü müesses nizamla, vurguncu , soyguncu düzenle ve  bu düzenin düzenbazlarıyla mücadele etmekle geçirdi. O, en zayıfın rn güçlüden hakkını alabildiği bir düzeni kurmanın idealiyle kendisini  milletine vakfetti.

Muhsin Başkan tam bir demokrattı, milletin darbelerle darp edildiği dönemlerde Türk milletinin gür sesiydi. O, insana ait birçok erdemi şahsında cem etmiş, haliyle kalini bütünleştirmiş örnek bir insandı, mümtaz bir dava devlet adamıydı.
Muhsin Yazıcıoğlu hepimizin gönlünde bir yıldızdı. En karanlık dönemlerde bile ışık ve güven veren bir ülkü yıldızı… Bütün ülkücülerin bir gözü hep onda oldu. O, ülkü Ocakları Genel Başkanlığı döneminde,  Mamak askeri cezaevine düştüğünde , dışarıya çıktığında, hatta MÇP’den ayrıldığında ve BBP’yi kurduktan sonra inançla ve azimle verdiği mücadeleyle hep inandığı davanın tavizsiz takipçisi oldu. MHP’den ayrıldıktan sonra dahi en kızgın olanların bile göz ucu hep onda oldu. 

Belki içlerinden kızdılar, dışlarından eleştirdiler; ama birçokları onu hep sevdi. Çok sevdiler ama sevgilerini sağlığında gösteremediler. O sevgi şehadete erdikten sonra cenazesinde tezahür etti. Ona kızgın, kırgın ve onunla beraber yürüyen bütün Türk milliyetçileri , ülküler bir arada saf tuttular. Hâlbuki o herkese sevgiyle yaklaştı. Sevgisini her daim hissettirdi. Gözlerinin içinden hep bir samimiyet ve güven duygusu yansıttı. Girdiği sıradan kalabalıklarda bile kısa sürede verdiği güven duygusuyla  gökdelen gibi yükselirdi. Yanına her gelen bunu hissederdi. Belki ne olduğunu anlayamazdı ama yanından çıktıktan sonra ona karşı farklı duygular hissederdi. Kaza haberi ve sonrasında ortaya çıkan sevgi seli zaten bunu gösteriyor. 

Muhsin Yazıcıoğlu resmi söylemde bir siyaset adamı diye anılıyor. Ama ben bu tanımlamanın onu ifade etmekte çok yavan ve yetersiz kaldığını düşünüyorum. Onun hayatına baktığımızda zaten bunu rahatlıkla görüyoruz. Onun siyasi anlayışının, günümüz siyaset anlayışı ile uzaktan yakından bir benzerliği olmadı. Onun inandığı bir dava vardı ve bu davasına hayatını adamıştı, inanmışlık ve adanmışlık vardı.  Dolayısıyla davasının gerektirdiği erdemli davranışları ne pahasına olursa olsun sürdürmekten geri durmadı. Tıpkı bir ülkücü gibi… Sanki Galip Erdem’in “ülkücü adayları” sıfatına layık olmak ister gibi… Cesaret dolu  bir dava adamı , samimi bir mümin gibi...  Son yolculuğunda artık hiç şüphe bırakmayacak şekilde bu vasıfların hepsini ispat eden bir er kişi olduğunu adeta cümle âleme gösterdi. 

Ülkücülüğü bugünün siyasi bir tavrı olarak görmediğini “alperen” anlayışında zaten ortaya koyuyordu. Onun inandığı ve kabul ettiği “Bugünün ülkücüleri dünün alperenleri, dünün alperenleri bugünün ülkücüleri” anlayışında bir ülkücülüktü. Muhsin Başkanın idrakinde, Türkün ülküsü dün neyse, bugün de oydu. Onun ülküsü de milletinin tarihten gelen davasına sahip çıkmaktı. O da öyle yaptı ve hayatını dünün alperenlerinin yaptığı gibi, milletinin bugünkü sıkıntılarını giderecek davasına adadı ve ülkücü olarak yaşadı. O, bir ülkü devi, çağın Alpereniydi. Siyaset bunun içinde küçük bir cüzdü. Belki de olması gereken bu kadardı ama bunu kimse anlayamadı. 
O kıt imkanlarlarla da millet için siyaset yapılabilineceğini herkese gösterdi. Yılgınlığa ve ümitsizsizliğe düşmeden tavizsiz  bir mücadele örneği sergiledi. Onun kendisine güvenenleri ve Türk milletini mahçup edecek hiçbir tavrı ve davranışı olmadı.  5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl boşu boşuna yattığı hapishaneden çıktan sonra bile devletine küsmedi. Yarabbi, kahrında hoş lütfunda hoş diyerek kaldığı yerden devlet ve millet adına mücadelesine devam etti.

Anlayamayanlar küçük hesaplara takılıp kaldılar. Kimisinin basireti günlük siyasetle bağlandı, kimisi şark kurnazı olarak değerlendirmeye kalktı. Basireti bağlanıp onu suçlayanlar muhtemeldir ki şu an çok üzgünlerdir. Gerçekten şahsi çıkar hesabı yapmadan dosdoğru bir hayat yaşayan, yolunda zig zag yapmayan, eğilip bükülmeyen, mücadele azminden zerre kadar bir şey kaybetmeyen bu dava adamının büyüklüğünü şimdi daha iyi anlıyorlardır.

Toprağa verilirken ortaya çıkan Türkiye tablosu bu çilekeş gönül insanını, ülkücü -Alperen dava adamının hayallerinin bir bakıma gerçekleşmesi anlamına geliyordu. Yurt genelinde düşünce ve inanç yapıları farklı milyonlarca insan samimi şekilde üzüldü, yüz binlerce ev yas evi oldu. Gözler yaşardı, boğazlar düğümlendi gönüller darlandı ve yüreklet yandı. Bir zamanlar ki azılı ve amansız düşmanları dahi onun cenazesini kaldırmaya gelmişlerdi. 
Değişik kesimlerden yüz binler cenaze arabasının arkasında hüzün ve gözyaşıyla yürüdü. İktidarıyla muhalefetiyle siyasî liderler musallada saf tuttular. İmamın mutad “hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusuna yüreklerinden yükselen sevgi, saygı ve özlem dolu sımsıcak duygularla verdikleri cevap dalga dalga göklere yükseldi. Umarız bu ses her şeyi hakkıyla bilen ve gören “sonsuzluğun sahibi”ne ulaşmıştır.

Ülkücülük gerçekten zordur. İnanmak gerektirir, iman etmeyi gerektirir. Bedel gerektirir. Ahlak gerektirir. İstikrar gerektirir. İlkeli ve tutarlı olmayı gerektirir. Sevgi ve engin bir gönül gerektirir. Elinin tersiyle dünya menfaatlerini itebilmeyi gerektirir. Gerektiğinde canını, emeğini, parasını vermeyi gerektirir. En önemlisi milletini ve milletinin fertlerini sevmeyi, benimsemeyi, önemsemeyi gerektirir. Ülkücülük bir dava adamı olmayı gerektirir. Rahmetli Galip Erdem Ağabey tabi ki haklıdır. Herkes ülkücü olamaz. Bugünün şartlarında bu sınavı kaç kişi geçebilir bilinmez. Ama Muhsin Yazıcıoğlunun bu sınavı hakkıyla verdiğine şahitlik ettik. 
Ruhun şad olsun. Allah’ın rahmeti ve mağfireti  üzerine olsun, Şehit liderim , Türkmen Beyi ağabeyim.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-F0G61HQYBB