Öncelikle pek çoğu , artık bizim olmaktan çıkmış milli (?) kitle iletişim araçları olmak üzere her türlü araç bu amaçla kullanılıyor. Yine topluma yön verecek , benliğini , kimliğini ve muazzez mirasını korumakla yüküm olan birtakım aydın, sanatçı ve siyaset adamının sorumsuzca davranışları veya bilerek isteyerek işledikleri fiiller neticesinde bir daha kendimizi toparlayamayacak biçimde zihnimiz yeniden inşa ediliyor!
Böylece milli refleksimiz ve direncimiz kırılıyor.
Mankurtlaşmamak için ne yapmalı?
Aytmatov’un anlattığı mankurtlaştırma
öyküsünde insanlar zorla mankurtlaştırılmaktadır. Mankurtlaştırmaya dayanamayanlar ölmektedirler. Günümüzde pek çok eğitim ve kültür politikaları , yazılı görsel ve sosyal medyada topluma servis edilenler , devenin boyun derisinin yerini almıştır.
Mankurtlaşmaya direnenler meşruiyet dışına çıkarılarak yok edilmektedir. Hem de kendi devleti ve toplumu tarafından.
68 ve 78 kuşakları bu direnci gösteren memleket evlatlarıydı. önce meşruiyetleri kaybettirildi , sonra en ağır şekilde suçlandılar, cezalandırıldılar. Mankurtlaştırmaya direnen
gencecik fidanlarımız budandı. Ülkenin geleceği çalındı.
Mankurtlaşmayı önlemek, millî bir eğitimle ve milli bir şuurla mümkündür.
Bu bağlamda Atatürk’ün millî bir eğitimin nasıl olması gerektiği konusundaki görüşü fikir verebilir: “Millî bir terbiye programından bahsederken, eski devrin bütün hurafelerinden sıyrılmış, Doğudan ve Batıdan gelen yabancı tesirlerden uzak ve millî karakterimizle orantılı bir kültür kastediyorum... Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, birliğimize ve varlığımıza taarruz eden her kuvvete karşı müdafaa kabiliyetiyle donanmış bir nesil yetiştirmeye muhtaç olduğumuzu unutmayalım.”
Ülkemizde yaşanan olumsuzluklara, aydın tipine ya da gündemimizi işgal eden konulara baktığımızda, Atatürk’ün önerdiği insan tipini ne kadar yetiştirdiğimiz tartışmalıdır. Toplumun geleneksel eğitim (terbiye) müfredatıyla onun doğrultusunda olması gereken “millî” eğitimin amaç ve uygulamaları birçok yönden farklılaşmış hatta milli dokumuza ters düşen uygulamalar yürürlüğe sokulmuştur. Millî bir eğitim, aile ve toplumun değerleri üzerinde , milli hedeflerle çağın yeni değerlerinin senteziyle ortaya çıkar. Süregelen süreçte ise millî olmayan, ithal eğitim ve kültür politikaları kültür kodlarını zedelediğinden toplum birilerince zihnen teslim alınmaktadır. Zihni ve kültürel yönden teslim alınan fert ve toplumlarda bağımsız yaşama iradesi de yok olmaktadır ve millet bir yerlere bağımlı hale gelmektedir.
Eğitim, sadece okulların ve öğretmenlerin görevi değildir. Memleketin selametini , milletin refahını, İzzet ve haysiyetini önemseyen herkes bir eğitimci kimliğiyle hareket etmelidir. Çünkü Millî Eğitim Temel Kanunu sadece okul ve öğretmenleri bağlamaz. Kanunun 17. maddesi “millî eğitimin amaçları yalnız resmi ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı zamanda evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır” demektedir. Toplumda herkes herkesin öğretmenidir ve yapıp etmelerini millî eğitimin amaçlarına uygun olarak sürdürmelidir.
Milletin her ferdi , bir makinanın ekipmanı gibidir. Bütün parçalar eşgüdüm halinde elde edilmek istenen ürünün ortaya çıkması için hareket eder. Birey ve kurumlar görevlerini doğru ve eksiksiz yapar ve ortak ülkü ve hedeflere yönelirse ancak o zaman milli hedeflere ulaşılır. Milletin fertlerinin fikri , hissi atmosferinin , eylem ve tasavvurlarının müşterek teşekkülünden bir milli hafıza meydana gelir. Bu hafıza doğru sevk ve idare edilerek ortak hedeflere kanalize edildiği vakit milli bir organizasyona dönüşür. Lakin birinin yapmaya çalıştığını diğeri bozarsa elde bir şey kalmaz. Kitle iletişim araçları, aileler, sokaktaki insanlar, demokratik kitle örgütleri, siyasal partiler, kamu görevlileri... Her kurum ve kuruluşla birlikte herkes yapıp etmelerinde “millî eğitimin genel amaç ve temel ilkelerini” dikkate almak zorundadır. Ancak bu şekilde topyekün milletin enerjisi, milli gayelere yönlenir ve milli hedeflere ulaşılır. Aksi takdirde ufuksuz , günübirlik anlayış içinde havanda su dövülür , dahası millet diş algılara açık bir toplum haline dönüşür.
Bir toplumdaki eğitim, hukuk, siyaset, yönetim, dernekler ve basın gibi tüm kurumlar, eğitim başta gelmek kaydıyla, millî hedefler söz konusu olduğunda birbirini desteklemelidir. Öte yandan medya ve internet, kültürün yeniden üretilip aktarılmasında okullar kadar etkili olmaya başladığı gözden kaçırılmamalıdır. Çocuk aile, okul ,çevrenin ve toplumun ürünüdür. Medyanın bunların hepsini etkilemede üstünlükleri olduğu apaçık ortadadır.
Akla dayalı bilimsel bir eğitimle, milletin inanç değerleri , milli hasletleri , ahlaki erdemleri ve kültür kodları bireylere tüm eğitim süreçlerinde öğretilmelidir. Bütün bunları toplumca tartışıp doğru kararlara varabilmek için de sağlıklı bilgi verecek proğramlar yayınlayacak , etkinlikler düzenleyecek kitle iletişim araçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Medyamızın önemli kısmı bu konuda malesef iyi bir sınav vermemektedir.

