Hüseyin Döngel


BİTMEYEN YUNAN ŞIMARIKLIĞI

Yunanistan 1883 yılında Osmanlıdan ayrılıp bağımsız olduğu zamandan beri Türkiye ile yaşamış olduğu sorunların temelinde ,Yunanistan’ın Megali İdea düşüncesi yatmaktadır.


Yunan devlet aklı, bu düşüncesinden dolayı Türkiye’ye karşı İrredantizm(yayılmacılık) politikası izlemektedir. 

Türkiye ile yaşamış olduğu Ege Denizindeki “ Kara Suları Sorunu ve Statüsü “ tartışmalı Adacık ve Kayalıklar, kara suları, kıta sahanlığı, ada ve kayalıkların silahlandırılması, hava sahası ve FIR hattı sorunu, azınlıklar ve Kıbrıs sorunu iki ülke arasında tarih boyunca gerilimin tırmanmasına sebep olmuş olaylardır. Günümüzde son gelişmeler göstermiştir ki Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin Yunan cephesinden gerek siyasi gerek stratejik gerekse tarihi bakımdan haklı bir nedene bağlamaması  ve halk nezdinde çözüm odaklı bir tavrın ortaya konmaması,  tarih boyunca devam eden bu gerginliği sonlandıracak gibi gözükmemektedir.
Türk - Yunan ilişkilerinde “ akıl, sağduyu ve hakkaniyet ölçüleri” Yunan hükümetlerince rafa kaldırıldı. Yunanlılarca, karşı tarafa ne kadar saldırırsak, o kadar taviz koparırız , stratejisi uygulanmıştır.
Çünkü Türkiye, Ege'deki karasularının genişliği 6'şar mil olduğunu savunurken Yunanistan ise 12 mil olduğu iddiasında. Yunanistan Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (1982) dayanarak, karasularını Ege'de 12 mile çıkartma hakkına sahip olduğu iddiasında. Türkiye ise bunu savaş sebebi sayıyor. Türkiye, Ege'nin özel şartlara haiz bir yarı kapalı deniz olduğunu savunurken Yunanistan referans gösterdiği sözleşmenin açık denizler için geçerli olduğunu söylüyor.
Bu çerçevede Yunanistan, Limni-Semadirek adalarını, silahlandırmadınız 1936 tarihli Montrö Antlaşması'na dayandırıyor, iddası bu. Türkiye, bu anlaşmanın bu adaları kapsamadığını ve 1923 Lozan Antlaşması gereğince silahsız olmaları gerektiğini savunuyor.
Oysa  Yunanistan'ın bölgede kıyısı yok. Yunanistan'ın bölgede devlet gibi hareket edecek adası yok. Kendisine bağlı adası var. Bunlara da deniz yetki alanları verilmediğine dair hukuki uygulamalar var. 1982'den bugüne kadar 38 yıl geçti. Bu meseleyle ilgili 18 tane alınmış yargı kararı var. Yunanistan'ın da buna uygun hareket etmesi lazım. AB, ABD veya Fransa'nın arkasına saklanmak onun meselesini çözmez.

Peki , bunları başta Yunanistan’ın kendisi olmak üzere Yunanistan’ın arkaladığı AB,ABD  başka bir deyişle Yunanistan’ı bir maşa olarak kullanmak için şımartıp Türkiye’nin üzerine salan Fransa, Almanya , diğer AB ülkeleri ve ABD bilmiyor mu? Elbette biliyor. Peki bu gerginliğin ve aymazlığın sebebi ne? TÜRK DÜŞMANLIĞI. Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak. Türkiye’yi SEVR tarzı bir teslimiyet ve mahkumiyete sürüklemek. Bir adım ilerisi ise Türk Milletini Anadolu’dan söküp atmak, Orta Asya bozkırlarına sürmek. Bunu , dün olduğu gibi bugün de Yunanistan üzerinden yapmak istiyorlar. Onlar gidin diyebilir, ama bizim , BİZ TOPRAKLARA GELDİK, BURAYI  YURT TUTTUK ,VATAN YAPTIK , KALIYORUZ demekten başka sözümüz yok. Israr ederlerse bir 9 Eylül daha yaşanır. Deniz Kuvvetleri Komutanımızın dediği gibi “ Türk ordusu İki saatte denizin üstünde ne varsa yok eder.
Yukarıda da söylemiş olduğumuz gibi bağımsızlıktan hemen sonra Yunanistan Osmanlıya karşı irredantizm (yayılmacılık) tarzında , bir dış politika uygulamakta olup bu politikasın temelinde “Megali İdea (büyük fikir)” yatmaktadır. Yunanlıların Megali İdea hayali şu. İstanbul’un (Konstantinopolis) Doğu Romanın merkezini oluşturduğu , Bizans İmparatorluğundan kendilerine  miras kaldığı tezi ve Bizans’ın canlandırılması hayali, Doğu Roma İmparatorluğunun topraklarının Yunan Krallığı’na katılması düşüncesidir.
Dolayısıyla  bu politika çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki Yunan tiyatrosu” hukuksuzluk ve şımarıklıktan başka bir şey değildir. Buna eklenen Fransız tehditkarlığı ise ciddiyetsizliktir, büyük bir hadsizliktir.  Avrupa Birliği bu siyasi tiyatronun ağababalığına  soyunmamalıdır.
Yunanistan’ın diplomasiden anladığı kendi şımarıklığını Avrupa siyaseti haline getirmektir. Macron yönetimi ise el attığı her konudaki başarısızlığını Akdeniz’de laf kalabalığı ile örtmeye çalışıyor. Kabadayılık, mahalle dayanışması ve şımarıklık politikasından sonuç çıkmaz.
Yunanistan'ın tüm provakasyonlarına rağmen Mavi vatan’da tek damla sudan taviz vermeyeceğiz. Kendi Mavi vatanımızda da siyasi oyun oynatmayız. Bu meselede , Türkiye ile hak ve hukuk temelinde konuşan kazanacak , tehdit diliyle konuşan , hayal dünyasıyla hareket eden kaybedecektir.

Yakın tarihimizde Mondros ateşkes antlaşmasından sonra 3  yıldan fazla Yunan işgali altında bulunan Ege bölgesindeki halkın maruz kaldığı vahşet, cinayet ve işkencelerin tamamının anlatılması imkânsızdır, çünkü yüz kızartıcı ve utanç verici niteliktedir. 

  Belgeleri henüz ele geçmemiş veya belgelenmemiş daha nice vahşet ve cinayetler var ki meçhulün karanlık sır perdesi altında kalmıştır. Ancak, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile Genel Kurmay Başkanlığı ATASE Arşivi kaynaklarında Yunan zulmü ile ilgili binlerce belge mevcuttur.
Yunanlıların gerek Anadolu'da gerekse Trakya'da Müslüman Türk ahaliye karşı yaptıkları zulümleri ve akla hayale gelmeyecek korkunç işkenceleri tarih şimdiye kadar tam anlamıyla kaydetmemiştir. Ama bunların pek çoğu canlı tanıkların hafızalarında veya hatıratlarında mevcuttur. İşgal ettikleri yerlerde Müslüman halka akıllarına gelen en hunharca işkenceleri yapmışlar, zulümleriyle sadizme rahmet okutacak davranışlar sergilemişlerdir. Bu işkenceleri görmek ve hatta işitmek , en soğuk kanlı insanın bile tüylerini ürpertecek derecede korkunçtur. Yunanlılar işgal ettikleri her yerde halkın mallarını gasp ve yağma ettikleri gibi, sahiplerini de kendilerinin icat ettikleri  işkence türlerine tabi tutup sonra da öldürmüşlerdir.
Yunanlıları dün  üzerimize salan sözde  uygar ! batılılar utansınlar. Ama , dün utanmadılar,  bugün de utanmıyorlar.
Teröre yıllardan beri sistematik bir şekilde destek veriyorlar, darbecilere kol kanat geriyorlar. Dün Anadolu'yu işgal edenler. Bugün bölücü teröre destek veriyorlar. FETÖ tipi legal görünümlü illegal yapıların arkasında duruyorlar. Türkiye'den kaçan darbecilere kol kanat geriyorlar.  Çünkü Batılılar ve Yunanlılar  hiç değişmediler.
Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak sabrın ve sözün bittiği yerdeyiz. Avrupa ve Yunanistan aklını başına alsın . Son pişmanlık fayda etmez . Yarın çok geç olmadan onlara 9 Eylül 1922 yi bir kez daha hatırlatmak isteriz.  Eğer hatırlamak istemiyorlarsa  9 Eylül de  HATIRLATMAYI  GÖREV BİLİRİZ. 

Hüseyin DÖNGEL Nizâm-ı Âlem Ocakları Gnl. Bşk. Yrd.