Bu gelenek (!) Osmanlı devletinin gerileme ve dağılma döneminden başlayarak 15 Temmuz darbesine kadar olan süreçte bu mukaddes vatanımızda malesef teveccüh görmüş , kök salmıştır.Karakteri gereği her darbe haksızlıklara , hukuksuzluklara , acılara, yok oluşlara meydan vermiş ,Türk milletine ve onun masum evlatlarına tarifi mümkün olmayan elem ve ıstıraplar yaşatmıştır. Bununla da kalmayıp Türk demokratik ve siyasi hayatının tabii seyrine , demokrasi ve hukuk tarihine , insan hakları ve özgürlüklerin gelişimine , fikri ve kültürel ocakların meşalesinin güçlenmesine, sosyo- ekonomik kazanımların yok olmasına sebep olmuş ve ülkeyi her bakımdan geriye götürmüştür. Yine dış dünyada Türk devletinin itibarının sarsılmasına, milletin devlete ve kurumlarına olan güven ve inancının çözülmesine sebep olmuştur. Diğer yandan milletin zihinlerinde her darbe sonrası işbaşına gelen devlet erki için , “darbe endişeli acabalı ” duygu ve düşünceler yer etmiştir. Özellikle 1960 darbesi , 1971 muhtırası ve 1980 ihtilalinden ve 28 Şubat sürecinden sonra siyaset kurumlarından, sivil toplum teşkilatlarından , aydın ve sanatçı kesimlerden darbelere karşı yükselen sesler , ortaya konan tavırlar Türkiye’nin darbeler geleneğinin sonlanmasına, muhtıra ve ihtilaller defterinin kapanmasına yeterli olmamıştır. Ve Türk milleti 15 Temmuz hain darbe girişimiyle yüz yüze kalmıştır. Bilindiği gibi darbeler tarihimizde darbelerin menşei biliniyor, buralara yönelik gerekli hallerde gerekli tedbirler alınabiliyordu. 15 Temmuz darbe teşebbüsü bugüne kadar siyasi destekli asker postallarıyla ve tanklarla değil , diş destekli bürokratik ağırlıklı , içinde emniyet, asker, istihbarat ,siyaset mensubu geniş çaplı bir ihanet şebekesin organizasyonuyla denenmiştir. Yani postal ve tankların yanında zenginleştirilmiş bir ihanet kadrosuyla bu darbe yapılmak istenmiştir. Milletin parası ve devletin desteğiyle gelişen , taraftar bulan bu hain şebeke ve patronları küresel güçlerin yardımı , yönlendirmesi ve talimatıyla, milletin çocuklarına ; analarına , babalarına , hısım akrabasına, konusuna komşusuna ve devlete kurşun sıktırmış , üzerine tank yürütmüştür. Şükürler olsun ki şehit lider Muhsin Yazıcıoğlunun 28 Şubat Post modern darbesine , ordu bizim gözbebeğimizdir lakin “ Ben namlusunu millete çevirmiş tanka selam durmam.” sözü gereğince başta Sn. Cumhur başkanımız, Meclis başkanımız , vatansever tüm siyasi partiler , kurum ve kuruluşlar ve hainlerin mensup ve destekçileri dışında tüm Türk milleti canı ve kanı pahasına , karanlık odakların Türkiye’yi karartmasına ve hainlere fırsat vermemiş , 251 şehidiyle onları emellerine eriştirmemiştir. Dışardaki sahipleriyle içerdeki işbirlikçilerinin hevesini kursaklarında bırakmıştır. Daha evvel ki darbelerde direniş cesareti gösteremeyen Yüce Türk milleti , devleti yöneten meşru siyasi ve bürokratik kadronun yanında yer alarak sokaklara inmiş ve hainlere : “ Artık yeter! Ben varken darbe marbe yapamazsın; milli iradeyi susturamazsın , bu ülkeyi birilerine peşkeş çekemezsin.” demiştir.
15 Temmuz darbe girişimi iki yönüyle diğerlerinden farklıdır. Birincisi darbeci kadronun yapısı , ikincisi milletin ve siyasi idarenin bayraklaşan direnişidir. Onun içindir ki;
15 Temmuz demek, Vatanımızı işgal etmek isteyenlere karşı , diz çökmek yerine, şehadet şerbetini içmeyi tercih etmektir.
15 Temmuz demek , Vatan için ölümü göze almak; Ayyıldız lı Bayrak için, can vermek demektir.
15 Temmuz demek, elinde Bayrak , gönlünde imanla Vatan için , Ezan-ı Muhammed için , Tankların üzerine çıkmak demektir.
15 Temmuz demek , Ömer Halisdemir , Muhammet Oğuz Kılınç , Yasin Naci Ağaroğlu ile birlikte 251 şehit binlerce gazi demektir. Allah onlardan razı olsun . Ey hainler!
Başaramayacaksınız. Milletimizi bölemeyeceksiniz. Bayrağımızı indiremeyeceksiniz. Vatanımızı parçalayamayacaksınız. Devletimizi yıkamayacaksınız. Ezanlarımızı susturamayacaksınız.
Bu Millete diz çöktüremeyeceksiniz.


