Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Antalya'daki temasları kapsamında AK Parti İl Başkanlığını ziyaret etti. Burada yaptığı konuşmada, Türkiye'de eğitim alanında son 20 yılda kaydedilen ilerlemeyi geçmişle kıyaslayarak anlattı.
Tekin, 2002 öncesine dikkat çekerek, Cumhuriyet'in yüzüncü yılı için yazılan öğretmen mektuplarından örnekler verdi. Bir öğretmenin "koridorlarında farelerin cirit atmadığı bir okul" hayalinden, diğerinin "45-50 kişilik sınıflarda ders anlatabilme" isteğinden bahseden Bakan, bunun o dönemde 70-80 kişilik sınıfların varlığına işaret ettiğini söyledi.
Bakan Tekin, bugün gelinen noktada, UNDP raporlarına göre dünyada tüm dersliklerinde akıllı tahta ve internet erişimi bulunan tek ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı. Etkileşimli tahtalar ve EBA ile dünyanın en büyük eğitim içerik ağına erişim sağlandığını belirtti.
Antalya özelinde veriler paylaşan Tekin, 2002'de 9 bin 406 olan derslik sayısının 2025-2026'da 23 bin 658'e, öğretmen sayısının ise 12 bin 947'den 38 bin 648'e çıktığını açıkladı. Cumhuriyet döneminde yapılan dersliklerin 2,5-3 katının son 20 yılda yapıldığını ifade etti.
Eğitim yatırımlarında yerel yönetimlerin arsa üretimindeki rolüne değinen Bakan, Cumhur İttifakı belediyesi olmayan ilçelerde sorun yaşandığını öne sürdü. Muratpaşa örneğini vererek, okul arsası üretilmediğini ve hatta küçük bir hisse nedeniyle dava açıldığını iddia etti.
Konuşmasının son bölümünde 1994 İstanbul yerel seçimlerini hatırlatan Tekin, o dönemdeki İSKİ skandalı ile bugün arasında büyük benzerlik olduğunu savundu. Ancak önemli bir farka dikkat çekti: Bugün konuşulan rakamların çok daha büyük olduğunu ve yolsuzluğun gizlenmeye çalışılmadan, aleni bir şekilde yaşandığını iddia etti.
Bakan Tekin, "Bugün hiçbir perdeleme ihtiyacı bile duyulmadan, baklava kutularında paraların el değiştirdiği, rüşvetin ve hırsızlığın alenileştiği bir dönemi yaşıyoruz" dedi. Bir tarafta yolsuzluk, diğer tarafta insanların temel ihtiyaçlara muhtaç olduğu bir tablo çizdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik yargı sürecindeki iddialara da değinen Tekin, "Kamu kaynaklarını kendi siyasi ikbali için kullanmanın, vatandaşın hakkından feragat etmek anlamına geldiğini" ve bunun "yetim hakkını yemek" olduğunu söyledi.