Sosyal medyada ve internet ortamında hızlı kilo verme vaadiyle yaygınlaşan şok diyetler, estetik kaygılar uğruna sağlığı ciddi biçimde riske atıyor. Özellikle çok düşük kalorili, yüksek proteinli ve sıvı alımı yetersiz diyet modelleri başta böbrekler olmak üzere birçok hayati organın fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor.
Şok diyetlerin böbreklere olan zararı üzerinde duran Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay, "Şok diyetleri günümüz toplumunda çok kısa sürede hızlı kilo verdiren zararlı tipte bir diyet olarak adlandırabiliriz. Bu sistemde genel olarak çok düşük kalorili, yüksek proteinli, karbonhidrat seviyesi çok düşük ve sıvı alımı yetersiz bir beslenme şekli bulunmaktadır" dedi. Alpay, vücut fizyolojisine uygun olmayan bu müdahalelerin başta böbrekler olmak üzere birçok organ sistemine zarar verebileceğini vurguladı.
Doç. Dr. Alpay, yüksek protein alımının vücutta asit içerikli metabolik artıklar oluşturduğunu belirterek, "Böbreklerimiz bu artan metabolik artıkları temizlemek için gittikçe zorlanır, ilave olarak az sıvı tüketimi ile birleşince adaptasyon yeteneğini azaltır ve kronik böbrek yetmezliği durumu zaman içinde gelişmeye başlar" ifadelerini kullandı. Bu etkinin özellikle hipertansiyon ve şeker hastaları ile risk grubundaki kişilerde daha belirgin ve erken gelişebileceğinin altını çizdi.
Alpay, şok diyetlerde karbonhidrat azalınca vücuttaki suyun hızla atıldığını, az sıvı alımıyla birleşince kişinin tartıda hızlı bir düşüş yaşadığını ancak bunun yağ değil su kaybı olduğunu açıkladı. Suyun tüm vücut fizyolojisi için hayati önem taşıdığını vurgulayan Alpay, "Susuzluk böbreklerin en ciddi düşmanı olup idrarı koyulaştırır, böbrek içi kristalleşmeye, böbrek taşı oluşumunun hızlanmasına ve akut böbrek yetmezliği riskine sebep olabilir" dedi.
Şok diyetlerde genellikle çok protein, az lif ve az kalsiyum alındığını belirten Alpay, bu beslenme tarzının vücutta asit yükünü artırarak idrarı asidik hale getirdiğini ve böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırdığını söyledi. Özellikle kalsiyum oksalat ve ürik asit taşları ile gut hastalığı riskinin arttığını ifade etti. Hızlı kilo kaybı sırasında sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum dengesinin bozulabileceğini, bunun da kalp ritim bozuklukları, kas krampları ve bilinç bulanıklığı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini ekledi.
Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın ise kısa sürede istenilen kiloya ulaşma arzusunun çoğu zaman sağlık bilincini arka plana attığını vurguladı. "Diyet" kelimesinin Eski Yunanca'da hayatın bütüncül olarak düzenlenmesini ifade eden "diaita" sözcüğünden geldiğini hatırlatan Aydın, günümüzde bu yaklaşımın yerini hızlı çözümlere ve ciddi kısıtlamalara bıraktığını söyledi.
Aydın, şok diyetlerle verilen kilonun çoğunlukla su ve kas kaybı olduğunu belirterek, "Uzun süre aç kalındığında beden bunu bir tehlike olarak algılar ve kendini korumaya almaya başlar. Metabolizma yavaşlar" dedi. Diyet bittiğinde vücudun bir sonraki 'açlık' dönemine hazırlık yapmak isteyeceğini ve alınan kiloların çoğu zaman geri geldiğini ifade etti. Bu döngünün 'yo-yo sendromu' olarak adlandırıldığını ve metabolizma hızını düşürerek hormonal dengeyi bozabildiğini ekledi.
Bu durumun başta böbrekler olmak üzere pek çok organı olumsuz etkilediğini belirten Diyetisyen Aydın, "Özellikle son yıllarda trend hâline gelen yüksek protein tüketimi ve düzensiz, eksik beslenme tarzı, böbreklerin üzerindeki yükü artırır" dedi. Böbreklerin bu yükü uzun süre taşıyamadığında fonksiyon bozuklukları görülebileceğini ve bu durumun zamanla kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.