Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO), Türkiye'de uzun yıllardır uygulanan yatırım teşvik sisteminin, bölgeler arası kalkınmışlık farkını azaltma hedefini karşılamadığını, aksine bu farkı daha da derinleştiren bir sonuç ürettiğini açıkladı. Sistemin planlı bir şekilde uygulanmaya başlaması 1963 yılına dayanırken, 1980 sonrası dönemde kapsamlı hale gelmiş ve bugüne kadar yaklaşık 16 farklı düzenlemeyle defalarca revize edilmiştir.
Aradan geçen on yıllara rağmen bölgesel eşitsizliklerin azalmadığı, derinleştiği görülmektedir. 2009'da uygulanmaya başlanan bölgesel sistemde, 1. ve 2. bölgelerdeki 24 il teşviklerden %67,8 oranında faydalanırken, geri kalan 57 il yalnızca %32,2 pay almıştır. 2004-2013 dönemini kapsayan veriler de bu durumu teyit etmekte; 1. ve 2. bölgelerdeki kentler tüm başlıklarda %60'ın üzerinde pay alırken, 5. ve 6. bölgelerdeki 29 kent %12-14 bandında kalmıştır. En az gelişmiş 16 ili kapsayan 6. bölge ise desteklerden sadece %5 civarında pay alabilmiştir.
İstihdam açısından bakıldığında, 6. bölge emek yoğun sektörlerde %23,22'lik bir istihdam payı oluşturabilmiştir. Ancak hazır giyim gibi sektörlerde yatırımların yurt dışına kayması en fazla bu bölgeleri etkilemiş, bölgenin istihdam avantajını kaybetme riskini doğurmuştur. 30 Mayıs 2025'te yürürlüğe giren yeni teşvik sistemi de farklı bir sonuç üretmemiştir. Eylül 2025'te 6. Bölge yatırımları bir önceki yıla göre %15, 5. Bölge yatırımları %53,6 azalırken, 1. bölgede %50,6, 2. bölgede ise %29,9 artış yaşanmıştır.
Aynı ayda toplam yatırımların %65'i 1. ve 2. bölgelerde yoğunlaşmış, 5. ve 6. bölgelerin toplam payı %14,5'te kalmıştır. Ekim 2025 verileri de benzer bir tablo ortaya koymaktadır. 2024-2025 karşılaştırmasında 5. bölge yatırımları %66,8, 6. Bölge yatırımları %84,2 oranında gerilerken; 1. bölgede %63,4, 2. bölgede ise %2,20 oranında artış kaydedilmiştir.
DTSO açıklamasında, mevcut teşvik uygulamalarının Türkiye'nin genel ekonomik büyümesine katkı sunmuş olabileceği, ancak bölgesel kalkınma ve eşitsizliklerin giderilmesi açısından beklenen sonucu vermediği vurgulandı. Sorunun sadece emek yoğun sektörleri az gelişmiş bölgelere kaydırarak çözülemeyeceği belirtilerek, bu bölgelerdeki yatırımcının mali yetersizliğini ve dezavantajlarını minimize edecek, bürokratik süreçlerin en aza indirgendiği kapsayıcı ve bütüncül bir yaklaşımın sergilenmesi gerektiği ifade edildi.