Isparta'da ISUBU Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar'ın yürüttüğü ve TÜBİTAK 1001 destekli projeyle, tıbbi değeri yüksek bitkiler doğadan toplanmadan laboratuvar ortamında üretilecek. Proje, doğaya zarar vermeden kanserle mücadeleye katkı sağlayabilecek sürdürülebilir bir üretim modeli geliştirerek doğal popülasyonların korunmasını ve ilaç ile sanayi için güvenli üretimi amaçlıyor.
Türkiye florasında endemik olan Gypsophila arrostii Guss. var. nebulosa türündeki majör triterpenoid saponin bileşiklerinin doğadaki bitkilere zarar verilmeden üretilmesi için önemli bir bilimsel adım atıldı. Proje kapsamında, bitkiden elde edilen ve tıbbi ile endüstriyel açıdan yüksek öneme sahip saponinlerin in vitro kök kültürü tekniğiyle üretimi hedefleniyor. Geliştirilecek yenilikçi kök kültürü protokolü sayesinde, bu bileşiklerin doğadaki popülasyonlara zarar vermeden ve yüksek verimle laboratuvar ortamında çoğaltılması planlanıyor.
Çalışmada ayrıca metil jasmonat ve nanopartikül temelli elisitör uygulamalarının, bitkide metabolit birikimi ve biyosentez gen ekspresyonu üzerindeki etkileri moleküler ve kimyasal analizlerle incelenecek. Bu sayede saponin üretiminin artırılmasına yönelik bilimsel veriler ortaya konulacak. Elde edilen saponinlerin antikanser, antioksidan ve antimikrobiyal potansiyelleri de detaylı analizlerle değerlendirilecek. Proje kapsamında ayrıca biyoreaktör sistemiyle ölçeklenebilir üretim altyapısının oluşturulması hedefleniyor.
Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, projenin TÜBİTAK 1001 programı kapsamında yaklaşık 3 yıl süreyle desteklendiğini, projenin ikinci yılının tamamlandığını söyledi. Çalışmada halk arasında "çöven" olarak bilinen endemik bir bitki türü üzerinde çalıştıklarını belirten Baydar, bu bitkinin köklerindeki saponinler nedeniyle temizlik malzemelerinde, kişisel bakım ürünlerinde, kozmetik sektöründe ve alternatif tıpta yaygın olarak kullanıldığını, yöresel olarak da helva yapımında kullanıldığını ifade etti. Geniş kullanım alanı nedeniyle bitkiye olan talebin arttığını kaydetti.
Yoğun talep nedeniyle bitkinin doğadan sökülmesinin neslinin azalmasına yol açtığını belirten Baydar, "Kök kaynaklı metabolitler için doğadan sürekli sökülmesi, türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Bizim projemizin amacı, bitkiye zarar vermeden küçük bitki parçalarını laboratuvar ortamında çoğaltarak sekonder metabolit üretimini sağlamaktır" diye konuştu. Bu kapsamda tohumların çimlendirildiğini ve sıvı kültür ortamında çoğaltılarak uygun üretim protokolünün oluşturulduğunu dile getirdi.
Köklerde değerli metabolit üretimini artırmak amacıyla çeşitli uygulamalar yaptıklarını söyleyen Baydar, "Metil jasmonat uygulaması gerçekleştirdik. Biz klasik formunun yanı sıra nano formunu da kullandık. Sentezlediğimiz kalsiyum karbonat nanopartiküllerine metil jasmonat yükleyerek uygulama yaptık" dedi. Yapılan HPLC analizleri sonucunda laboratuvar ortamında elde edilen köklerin, doğada yetişen bitkilere kıyasla çok daha yüksek metabolit içeriğine sahip olduğunun belirlendiğini ifade etti.
SDÜ Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Ünal, projede mikrobiyolojik analizler bölümünde görev aldığını belirtti. Çalışma kapsamında bitki örneklerinin, hastalık yapıcı bazı patojenler üzerindeki antibakteriyel etkilerinin incelendiğini ifade eden Ünal, değerlendirilen örneklerin büyük bir kısmında anlamlı düzeyde antibakteriyel etki gözlemlediklerini aktardı. Moleküler çalışmaların ise devam ettiğini belirten Ünal, gen ifadesi düzeyindeki analizlerin sürdüğünü ve bu aşamanın da tamamlanmasıyla mikrobiyolojik çalışmaların sonuçlanacağını söyledi.